Esasen bir insanın ülkesinden ayrılıp bir yere gitmesi günah değildir. Ancak Hazreti Yunus, bir peygamberdir ve mukarrabîndendir. Allah’a yakın olan insanlar, yakınlığın gereği –tabir-i caizse– başlarını kaşımak isterken bile bunu izinle yapmalıdırlar. Aslında bu, yakınlığın bir gereğidir. Uzakta bulunanlar için böyle bir şey bahis mevzuu olmasa da merkezi teşkil edenlerin her mevzuda bu kadar hassas olmaları icab eder. Bu sebeple Hazreti Yunus’un bu hareketi, “hasenâtu’l-ebrâr seyyiâtü’l-mukarrabîn” düsturundan hareketle, mukarrabîn zellesi sayılır.
İşte bu zelleden dolayıdır ki Cenâb-ı Hak onu tebcil edalı tedip etmiştir. Onun yaşadığı yerden ayrılıp deniz kenarına gelmesi, orada bir gemiye binmesi, gemiye binmesiyle orada olağanüstü şeylerin olması, kur’a çekilmesi, kur’anın her defasında ona çıkması, bunun neticesinde denize atılması, denizde bir balık tarafından yutulması ve bununla birlikte balığın karnında yaşaması… bütün bunlar asla bir tesadüf değildir. İşte bütün bunların farkında olan Hazreti Yunus (aleyhisselâm) balığın karnında لَۤا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demiştir ki, bu ifade bir mânâda şu anlama gelmektedir: Ey Mâbud-u Mutlak ve Maksud-u bi’l-İstihkak! Sen’den başka ilâh, hâkim, hükmü nâfiz ve hâmi yoktur. Seni tesbih u takdis ediyorum. Sen, noksan sıfatlardan münezzeh ve müberrasın. Şu an içinde bulunduğum durumda bana tabiatın ve esbabın herhangi bir tesiri ve yardımı olamaz. Bu denizin dalgalarına kimse hükmedemez; balığa kimse sözünü geçiremez; şu karanlıktan kimse beni kurtaramaz. Bütün bu esbaba hükmedecek yalnız Sensin. Bu itibarla esbaba tesir-i hakikî vermeyerek yalnız Seni tenzîh edip Sana sığınıyorum. Müsebbibü’l-Esbap Sensin; ben nefsime ve kendi kendime zulmettim…