İçeriğe geç

Evet, esbap bi’l-külliye sukût edince O’na teveccüh edenlere Müsebbibü’l-Esbap bütün kudretiyle mütecellî olur. Mü’min, سُبْحَانَكَ sözüyle karaya, denize, havaya ve her şeye hükmü geçen, bütün kuvvetlere kuvveti yeten, bütün mücadelelerinde ona zahîr olan, onu bu yola sevk edip vazifelendiren, tavzif ettiği şeyi de yapmak Kendisine ait bulunan, kulluk yalnız Kendisine yapılan ve bu ağır mükellefiyet altında ezilmeden kurtulması da yine O’na ait olan Cenâb-ı Hakk’a, “Allah’ım! Seni tesbih u takdis ederim. Sen bütün noksanlıklardan münezzeh ve müberrasın.” demektedir.

إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ’e gelince; bu ifadeyle mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın, kendi nefislerine nazar-ı merhametini celb etme adına şöyle demektedir: “Yâ Rabbi! Biz, hemen çoğumuzu aldatan ve şaşırtan duygularla donatılmış varlıklarız. Yer yer şehvetimiz ve öfkemiz galebe çalabilir.. sabırsızlık bize hükmedebilir ve biz bütün bununla nefsimize zulmetmiş olabiliriz. Bu perişaniyetimizi Senin huzurunda dillendiriyor, takatsizliğimizi ve güçsüzlüğümüzü seslendiriyor, elimizden bir şey gelmedigini ifade ile Senin sonsuz kuvvetine sığınıyoruz. Nazar-ı merhametini bizlerden esirgeme! Senin gibi merhametli bir Zât, bizim gibi defalarca düşmüş-kalkmış kimselere imdat etmezse onları kimse kurtaramaz. İşte bizim bu hâlimizi, Senin de o mübarek, mukaddes, müberra, muallâ ve münezzeh hususiyetini Sana arz ediyor, hakkımızda nazar-ı merhametini diliyor ve dileniyoruz.” Evet, işte bu şekilde düşündüğümüz takdirde Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametini celbetmiş oluruz.

242