Her hâlde de Cenâb-ı Hak, bu vak’anın menfezi, kapısı ve penceresiyle Efendimiz’e bunu göstermiştir. Makam-ı cem’in sahibi olan Allah Resûlü, bütün kıssaların özünü ruhunda toplamış ve o kıssalarda her peygambere ait bir yön anlatılırken, Efendimiz’e her peygamberin başına gelen hâdiselerden birer ders sunulmuştur. Kopuk kopuk, parça parça, müteferrik vak’a ve kıssalar içinde her biri, kendi mazhariyetlerine göre bir vak’anın kahramanı o büyükler anlatılırken Efendimiz’de pek farklı hakikatler anlatılmıştır.
Hazreti Yusuf’la Efendimiz’in güçlü bir bağı vardır. Evvelâ, Cemal ismine mazhariyet itibariyle Cenâb-ı Hakk’ın her ikisine sîret ve sûret noktasından verdiği câzibe, parlaklık ve maddî hâkimiyetin yanında mânevî hâkimiyet bahşetmesi; bu arada her ikisini de belli bir cendereden geçirmesi bakımından Efendimiz’le Hazreti Yusuf’un pek çok benzerliği vardır. Bir noktada kadınlar tarafından ibtilâsına da telmih yapılmaktadır. Allah Resûlü, vefat ederken, “Siz tıpkı Yusuf’un sâhibeleri gibisiniz.”[7] deyişiyle de belki bu hakikatin kapısı aralanmaktadır. Binaenaleyh Peygamberimiz, zevceleri arasında Hazreti Yusuf’un maruz kaldığı kadınlardan aynı şeye parmak basıldığı söylenmese de, şöyle böyle bir maruziyet söz konusu olabilir.