İçeriğe geç

Kur’ân’ın bütün sûrelerinde olduğu gibi Yusuf Sûresi’nde de topyekün realiteye yakın bir hayat mevcelenir. Hâlbuki Sürrealizm, Romantizm gibi edebî dallar ele alındığında çok defa bunların eşya ve tabiat-ı eşyadan uzak olduğu görülür. Onlar, evvelâ anlatmak istedikleri dünyayı kafalarında kurgular, canlandırır ve bildiğiniz dünyadan ayrı bir dünya yaşatırlar size…

Kur’ân’ın sûrelerinde vak’alar takip edildiğinde, insanın başına gelen hâdiselerin, kendi hayatının içinden alınmış vak’alar olduğu, sahnelerin içten ve dıştan çepeçevre okuyanı kuşattığı görülür. Ne var ki, bu hususlar biraz da Kur’ân-ı Kerim’in Arap dili ile inceliğini kavramaya bağlıdır. Onu kavramadan, hususiyle bu asırda, cildi soyulan, ciğerleri içinden alınan ve içinde mânâ adına hiçbir şey bırakılmayan meâllerle Kur’ân-ı Kerim’in Arş-ı Âzam’a bağlı bu hüviyetini kavramak mümkün değildir. Zannediyorum bizde Kur’ân’ın bu yönüne indirilen darbe, belki darbelerin en büyüğü olmuştur. İnşâallah, şimdilerde bir yeni nesil, Kur’ân’ın bu ledünniyatına doğru dalgıçlar gibi dalmaya başlamış görülmektedir. Kur’ân’a sahip çıkmış gibi görünen bu neslin çok şey vaat ettiği ümidini besliyoruz.

Bütün bunların ötesinde Kur’ân’daki sûrelerin fesahat ve belâğat yönü de başlı başına tahlil isteyen bir konudur. Burada değişik kanunlar ve prensipler söz konusudur. Az çok Arapça bilen herkes bunu anlayabilir. “Meânî”nin, “Beyan”ın, “Bedî”in kaideleri içinde, cinas, teşbih, kinaye ve mecazları ayrı bir güzellikler meşheri mahiyetindedir. Onun, mücerred hakikatleri temsiller yoluyla anlatmasında kâbına (topuğuna) ulaşılamayacağına şahit olur ve kendimizden geçeriz. Cenâb-ı Vacibü’l-Vücud gibi Mevcud-u Meçhul olan bir varlığı anlatırken, ra’ye’l-ayn (gözle görme derecesinde) nazarlara öyle arz eder ki dahası olamaz. Bunların böyle olması gayet normaldir. Çünkü bu Kur’ân, Allah kelâmıdır.

251