Diğer taraftan Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), peygamber olduğu için bizim gibi ulu orta konuşmayacağının bilinmesi gerekir. Çünkü O’nun her sözü, hayatı düzenleyici, hayata nizam getirici ve insanlara emniyet telkin edici, kendi sıdk ve emanetini aksettirici mahiyetteydi. O, en küçük bir sözü söylerken dahi, o kadar hassasiyet ve titizlikle söylerdi ki, belki melekler bile çok defa O’nun sözlerine hayranlık ifade ederlerdi. Yerde cinler ve insanlar O’nun sözüne göre hizaya girerken bütün küfür dünyası da O’nun bir kısım sözleriyle ne diyeceklerini bilemez hâle geliyorlardı. Binaenaleyh, Allah bu ısmarlama Zât’ın her söz ve davranışını mevârid-i sübhâniyesiyle belirliyor ve kontrol altına alıyordu. O’nun ifade ve hareketlerinde herhangi bir aşırılık ve yanlışlık olmamakla beraber O’ndan, kendisini mahçup edebilecek herhangi bir kelime asla sâdır olmamıştı. Bu bakımdan O, sorulan sorulara ulu orta cevap vermezdi/verdirilmezdi. Hatta bu tabiri, O’nun hakkında medhederken dahi kullanmak doğru değildir. Evet, O tamamen bir sıdk ve ciddiyet âbidesiydi. Davranışlarında, oturuşunda, kalkışında öyle örnek bir insandı ki, Kur’ân O’nu örnek olarak ele almayı, O’na uymayı emir ve tavsiye buyurmaktadır.[7]