Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir keresinde de minberde ashaba vaaz u nasihat ederken bir ara: “Bugün bana her istediğinizi sorun!” buyurdu. Herkes soruyor, O da cevap veriyordu. O esnada bir genç ayağa kalkarak: “Benim babam kimdir yâ Resûlallah?” diye bir soru sordu. Herhâlde, az da olsa babası hakkında dedikodu vardı ki, bu tür bir soru sormuştu. Böyle bir yaygara ise genci tedirgin ediyordu. O gün bir fırsat bulmuş ve gayba gözleri her zaman açık Allah Resûlü’ne babasının kim olduğunu sormuştu. Efendimiz, “Senin baban Hüzâfe’dir.” deyince de genç, artık rahatlamıştı; zira aldığı cevap onu memnun etmişti. Artık bundan sonra o da bir babaya nispet edilecek ve kendisine Abdullah İbn Huzâfetü’s-Sehmî denilecekti.
İşte böyle herkesin bir şeyler sorduğu esnada Allah Resûlü’nün o anki ruh hâletini çok iyi kavrayan Hazreti Ömer (radıyallahu anh) birden ayağa fırlayarak, “Biz, Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan ve peygamber olarak da Hazreti Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) razıyız.” demiş, Efendimiz’i soru yağmurundan kurtarmıştı.[11]
İşte bazen Efendimiz’in kendisine sorulan sorulara böyle cevap verdiği de olurdu. Diyebiliriz ki, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) değişik zamanlarda pek çok soru sorulmuştu. Ashab tarafından da, yeni Müslüman olmuş kimseler tarafından da O’na bu kabîl sorular hep soruluyordu. Daha sonraları edebi de yine Efendimiz’den ve Kur’ân’dan öğrenmeleri sayesinde kendilerinden asla edep dışı bir davranış sâdır olmamıştı.