İçeriğe geç

Bugün Batı dünyası upuzun bir hercümerç yaşadıktan sonra belli ölçüde de olsa kendi problemlerini dinin dünyaya, dünyanın da dine karışmamasını ifade eden “lâisizm” kavramıyla halletmiş gibi görünüyor. Ne var ki, bu dünya onu hiçbir zaman cerh edilmez bir inanç sistemi ve bu konuda bütün problemleri çözebilecek biricik esas olarak da görmedi/görmemekte. O, menşei olan bu dünyada sırf bir uzlaşma yöntemi, din ve vicdan hürriyetinin de teminatı şeklinde algılanmaktadır. Bunun böyle yorumlandığı ülkelerde, o gün-bugün din lâisizmle, o da diyanetle çatışmaya girmeden şöyle-böyle birbirlerine destek olagelmektedirler. Bugün hâlâ bazı ülkelerde, lâiklik, dine, diyanete baskıya vesile yapılıyorsa bu, ya onun ilmî bir tarifle ortaya konamayışından, ya uygulayıcıların dinsizliğinden veya bazı ülkelerde yabancı servislerin kargaşa çıkarmak istemelerinden kaynaklanmaktadır ki -bu kabîl durumların söz konusu olduğu bir kısım- karanlık coğrafyalarda din ve idareler arasındaki kavga daha bir müddet sürüp gideceğe benzer. Şüphesiz bunda İslâm’ın karakteristiğinin önemli bir faktör olduğunu da göz ardı etmemek icap eder. Ne var ki, eğer o, kendi hususiyetleri nazara alınmadan bir kısım yabancı kavramlarla telif edilmeye çalışılarak kendi ruhuna aykırı yorumlara tâbi tutulur, semavîliğine dokunulur ve reform türünden değişik hezeyanlara girilecek olursa insanlık çapında çok ciddî problemlere sebebiyet verilmiş olur.

240