İçeriğe geç

Her şeyden evvel İslâm, çok sağlam ve birbirinin lâzımı inanç esasları üzerine oturtulmuş mükemmel bir ibadet ve ahlâk sistemi, akıl ve vahiyle müeyyed bir ruhî hayat yolu, vicdanların beklentilerine cevap teşkil eden bir Cennet ve ebedî saadet anahtarı, ferdî, ailevî ve içtimaî problemlerin çözümünde bir “zîc-i semavî” ve kusursuz bir iktisadî ve idarî disiplinler mecmuasıdır. Bütün bunları görmezlikten gelmek ona ihanet, müntesiplerine de apaçık haksızlık demektir ki, ona inanan kimseler değişik baskılarla bütün bütün susturulsalar da, içten içe hep homurdanacak, bu ihanet ve bu haksızlığı kat’iyen affetmeyeceklerdir.

Aslında, İslâm’ın yukarıdaki hususlarla alâkalı emir ve tavsiyeleri, içtimaî barışı sağlaması, milletler arası diyalog ve hoşgörüyü gerçekleştirmesi, sesinin ulaştığı hemen her yerde genel emniyete katkısı açısından fevkalâde önemlidir. Bugün onun bu gücünden istifade etmeyi düşünmeyenler, gelecek nesillerin şirâzeden çıkmış bir kitabın parçaları gibi sağa-sola saçılması karşısında ellerini dizlerine vurup inleyeceklerdir ama iş işten geçmiş olacaktır.

Keşke milletle alâkalı konularda, onun örf, âdet ve gelenekleri nazar-ı itibara alınarak ona göre plânlar, projeler üretilebilseydi.! Keşke şu köklü millet bir kısım yamuk yumuk ideolojilerle uyutulmaya çalışılmasaydı.! Keşke dine, diyanete bağlılığından dolayı bazı kimseler baskı altına alınmasaydı ve bu mübarek milletin her ferdi vicdan hürriyetine karşı saygılı olabilseydi..!

241