Bunlardan mahzâ “hakkullah” diyeceğimiz hukuk bütün hakların önünde gelir. Bunlara kat’iyen müdahale edilemez; cereyan şekli değiştirilemez; hakk-ı rüçhaniyetleri vardır, hiçbir hak onlara tercih edilemez. Ayrıca bu haklarda af sistemi işletilemez; sulh yoluna gidilemez; hiçbir suretle ıskatları söz konusu olamaz ve böyle bir şeye teşebbüs bile edilemez. Bundan başka ne suretle olursa olsun bu haklardan birinin ihlali âmmeyi alâkadar ettiğinden, bütün bir toplumun davacı olması da söz konusudur; ne var ki devlet, milleti adına bu hakları koruyup kolladığı gibi, bu kabîl hukukun ihlâlini de sadece o sorgular. Ayrıca, toplumun her ferdinin bu gibi konularda hem şikâyet etme hem de gerektiğinde şahitlikte bulunma haklarının hatırlatılmasında da yarar var.
Allah haklarının başında, namaz, oruç, zekat, hac; öşür, fıtır sadakası, haraç… gibi değişik türden vergiler, had cezaları ve kefaretler gibi hususlar gelir. Özel hukukla alâkalı aynî haklar, alacaklar ve ferdî hürriyetle ilgili hükümler de derecelerine göre bu kategoriye girerler. İslâm’ın belirlediği çerçevede fertler, yararlanabilecekleri şeylerden, israf ve tebzire girmeme kaydıyla diledikleri gibi yararlanabilirler.. ve tabiî, isterlerse bir kısım haklarını kullanmayabilirler de; kullanmaz, başkalarına cemilede bulunur; ilim, irfan yolunda harcar; vakıf müesseseleri kurar ve bu yolla, yaptıkları, yapacakları hayırlara süreklilik kazandırır, fertlere veya topluma karşı bazı haklarından vazgeçebilir ve bazı alacaklarını da ibrâ edebilirler…