Ne var ki onun, dar zeminli de olsa, bir kısım tasarılar sayıklaması ve bazı projelerden bahisler açması da işte tam bu üst üste preslendiği ve peşi peşine ruhî erozyonlara maruz kaldığı meş’um döneme rastlar. Başlangıçta her şey; horlanan düşüncelerin, tezyif edilen inançların, baskı altında tutulan vicdanların tepkisi şeklinde tecelli etti. Daha sonra bunu şuurlu hareketler ve mütemadî aksiyonlar takip etmeye başladı ki, böyle bir başlangıç, milletimiz için gerçek bir “ba’sü ba’del mevt”in milâdı sayılsa değer… Elbette ki daha önce olduğu gibi bundan sonra da bu şuurlu hareketi ve ruhlardaki dirilişle gelen bir enerjiyi kendi kontrollerinde bulundurup, arzu ettikleri gibi değerlendirmek isteyenler çıkacaktı ve çıktı da.. ancak artık, kendi kendini, kendi iç dinamizmiyle idrak etmeye başlamış kitlelerin yeniden bir kere daha “sömürülebilir” olma durumuna düşmeye niyetleri yoktu. Düşe-kalka da olsa, iç dünyalarında ihsaslarını duydukları, ruhlarında ve gönüllerindeki bu diriliş insiyakları sürüp gidecek ve bugün olmasa da yarın herkes, ama herkes mutlaka kendi olarak yeni bir varlığa erecekti. Gerçi, hâlâ o eski sis ve dumana denk, toplumun doğru görüp doğru hissetmesini engelleyen bir kısım mânialar vardı; ama artık ne o sis ne de o duman bildiğimiz kesafette değildi. Az bir gayretle, gönüller kendi millî kaynaklarından beslenebiliyor ve kitleler de kendi medeniyet telakkilerini düşleyebiliyorlardı.