Yakın tarihimiz itibarıyla bizim, medeniyeti kendi nimetleri, kendi ürünleri üzerine bina etme gayretlerimize karşılık, Japonya gibi ileri ülkeler her şeyi, medenî düşünce, medenî telakki ve medenî davranışları esas alarak değerlendirdiler.. ve zannediyorum, bizdeki bir kısım gelişmeleri takdirle karşılasak da, âlemin başarıdan başarıya koşmasına mukabil, bizim dünyamızın yerinde saymasının asıl sebebi de işte bu çarpık anlayış olsa gerek. Evet biz, ekstra bir yolla, medeniyet nimetlerinin elde edilme ve paylaşılma yollarının kavgasını verirken, müterakkî milletler her şeyi, insana, ahlâka, eğitime, kültüre bina ederek, bizim takılıp kaldığımız her noktayı âdeta uçarak geçtiler ve bugünkü zirvelere ulaştılar.
Konuyu bir başka zaviyeden ele alacak olursak; bir medeniyetin bütün muhassalası ve verileri, o medeniyetin ta kendisidir. Unutulmamalıdır ki, medeniyet vak’asının en temel rüknü yetişmiş insan, en hayatî esası hür ve müstakil bir ülke, en kıymettar sermayesi de zamandır. Hemen bütün ileri ülkelerin bu dinamikleri çok iyi değerlendirdiğinde şüphe yok.. onlar, bu dinamikleri değerlendirmenin yanında, her zaman iyi bir iş bölümü yapmış, uzmanlığa saygılı olmuş, insana değer vermiş, başarıları ödüllendirmiş ve Allah’ın kendilerine bahşettiği ilk imkânları en iyi şekilde değerlendirmişlerdir. Aksine, mesâisini çok iyi tanzim edememiş, insanlar arasında ciddî bir iş bölümü yapamamış, yeraltı, yerüstü zenginliklerinin şifresini çözememiş, insanın gerçek değerini kavrayamamış ve zamanı sıkıştıra sıkıştıra değerlendirememiş toplumlarda ise, bu kıymetler üstü kıymet ifade eden dinamikler tıpkı kadrini bilmeyen bir satıcının eline düşmüş kıymetsiz zannedilen herhangi bir nesneden farkı yoktur.