Ancak, şimdi de, o medeniyet telakkisinin çerçevesini belirlemek, onun ne olup ne olmadığını gözden geçirmek, dünkü mânâ ve muhtevayı, bugünkü belirsizlik ve yarınki mutasavver yorumlar üzerinde durup, bir taraftan özü korurken, diğer taraftan da zamanın tefsirlerini de yanımıza alarak, çağın sesini bulmaya çalışmak icap ediyordu. Bu oldukça çetin bir işti; ama, yollara döküldüğümüze göre Allah’ın inayetiyle onun da hakkından gelebilirdik.
Antropolojik bir yaklaşımla, gelişmişlik veya az gelişmişlik açısından herhangi bir toplumda, insan hayatının her türlü organizasyonu ya da bir milletin düşünce, inanç, sanat telakkisi veya o milletin maddî-mânevî varlığına has evsâfın bütünü de diyebileceğimiz medeniyet, değişik telakki, anlayış ve felsefelere göre pek çok varyasyonu olan bir kavram. Pek çok varyasyonu olsa da, her hâlde bu telakki, bizim, yıllardan beri soluk soluğa arkasından koşup durduğumuz ve uğrunda çok değerlerimizi kaldırıp attığımız kolonileşme çağında müstemlekecilerden tevârüs edilen hayat tarzı ve üslûp olmasa gerek. Zaten eğer öyle olsaydı, sömürüye ve işgalcilere karşı verilen onca mücadelenin hiçbir anlamı kalmazdı. Oysaki o gün verilen mücadelenin hedefi belliydi; o da her konuda tam istiklâldi.