Burada akla şöyle bir soru gelebilir: “Fahr-i Kâinat Efendimiz niçin o zaman “…Cehenemdedir?” dedi de sonra kurtuldukları bişâretini verdi?” Efendimiz’in anne ve babası, muhtemelen o zaman cahiliye devrine ait bir kısım huylarından ötürü henüz berzahta bekliyorlardı. Ehl-i Cennet olduklarına dair bir emare ve nişan belirmişti. Ayrıca Hazreti Âmine vefat ederken beş-altı yaşındaki masum çocuğunun yüzüne bakarak şöyle diyordu: “Ben de her fâni gibi vefat edeceğim fakat geriye hiçbir fâniye nasip olmayan hayırlı bir evlat bırakıyorum.”145 O büyük ana, hakikat gamzeden sima-i pâk-i Ahmedî’den çok büyük hakikatler keşfetmişti. İşte o evladının yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Hak daha sonra onları berzah azabından kurtarmış ve Cennet-i Firdevs’e i’lâ buyurmuştu. Erhamürrâhimîn olan Hazreti Allah (celle celâluhu), hiç mümkün mü ki, bu kadar ümmet-i Muhammed’in elinden tutan Fahrurrusül Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) muhterem peder ve validesini Cehennem’e koysun!
Kaldı ki başta Buhârî olmak üzere muhaddisler şu noktayı da bize intikal ettirirler: Süveybe, Ebû Leheb’in cariyesi idi, âzât edildikten sonra bir müddet Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) emzirmişti. Hayatı boyunca İslâm’a düşmanlık yapan Ebû Leheb, öldükten sonra Cehennem’de azap çekerken görülür. (Cenab-ı Hakk’ın muamelesi) sorulduğunda ise: “(Cehennem’de) hiçbir hayır görmedim. Fakat Süveybe’yi âzât ettiğimden dolayı şununla sulandım.” diyerek baş parmağıyla şahadet parmağı arasında bir delik gösterir.146
Evet, Cenab-ı Hak katında Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok yüce bir yeri vardır. Allah (celle celâluhu), Efendimiz’in, anne ve babasının Cennetlik olması için yaptığı duaları kabul buyurmuş ve onları Cennet’ine almıştır.
140 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.435 (Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Risale Olan Sekizinci Mesele).