Bundan da anlıyoruz ki, beynin santrallerinin çalışması ruha bağlıdır. Ruh, beyin için de bir kayyimdir, onu ayakta tutar. Ruh çıktıktan sonra teker teker bir kısım hücreler canlılığını kısa bir zaman muhafaza etseler bile neticede sönerler ve bir adem-i merkeziyet havası içinde dağılıp giderler. İnsan cesedinde hücrelerin kafa kafaya verip anlaşması ve bir organizma hâlinde mevcudiyetlerini devam ettirmesi, ruh hükümetine bağlıdır. Öyleyse ruh âdeta binlerce deliği olan, fişlerin takılabileceği bir santrale benzetilebilir. Organlarımızdan hangisi kendi fonksiyonunu fizyolojik olarak yapabilecek durumda ise fişini taktığı zaman orası çalışmaktadır. Kendi fonksiyonunu yapabilme imkânını ve gücünü kaybedip fiziki olarak arızalanmışsa, fişini oraya taksa da çalışmayacaktır. Onun için canlı bir insan felç olabilir. Zira o uzuv bir kısım sistemlerle mesela, sinir sistemiyle ve ruhla münasebet kurabilme durumunu kaybetmiştir.
Bu açıklamalar, meselenin biraz filozofçası oldu. Bu işin bir yönünü ruhçu hekimler, diğer yönünü ise fizyologlar ve anatomiciler bilir.