İçeriğe geç

Cenab-ı Hak, Kur’ân âyetleriyle saltanat-ı âmme hesabına hitapta bulunduğu zaman, azamet ifade eden “Biz” sözüyle o hususu ele aldığı görülür. Cenab-ı Hakk’ın mahlûkatla konuşması, ya hususi olarak vicdanlara ilhamlar şeklinde ya da bütün insanlığı veya mahlûkatı ilgilendiren nübüvvet sahibine vahiy şeklinde olur. Bu konuşmalar ya umumi saltanat hesabına veya hususi bir fertle konuşma şeklinde cereyan eder. Şöyle ki; mesela, devlet adamlarından biri, yetkili bir zata, “Halkına karşı davranışın şöyle olsun!” der ve bunu hususi bir telefonla, hususi bir raiyetine, hususi bir iltifat şeklinde, hususi bir emirle yapar. Buradaki konuşma “Ben, senden şunu şöyle yapmanı istiyorum.” şeklinde hususi bir hitap olur. Bazen de bütün halka, radyo veya televizyondan seslenir ve “Biz hükümet olarak şöyle kararlar aldık.” denilir. Burada kullanılan üslup, hâkimiyetin, hâkimiyet-i âmme adına dili ve ağzıdır ve bu konuşma umumidir. Kur’ân âyetlerinde bunu sıkça görebiliriz. Mesela, Cenab-ı Hak “Ben” dediği yerde, “Ey Musa! Ben senin Rabbinim! Ayakkabılarını çıkar, kutsal bir vadi Tuva’dasın.”105 buyurur. Burada, Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) hususi kurbiyet istemesi ve müşâhede arzusu üzerine Cenab-ı Hak da, onunla muhaveresi esnasında, إِنِّي أَنَاۨ رَبُّكَ“Ben senin Rabb’inim.”106 diye ona hitap eder. Bu hitapta bütün İsrailoğullarını veya umum beşeri ilgilendiren bir emirname yoktur.

160