Peygamberlerin dışındaki liderler, kitleleri sürekli inandıramamışlar, inandırmış olsalar bile, mesaj ve teklifleri lâhûtî destekten yoksun olduğu için, sundukları hiçbir mesaj, söyledikleri hiçbir söz ve sergiledikleri hiçbir davranışla beşerîliği aşamamış ve zamanla da çevreleri, hazan vurmuş yapraklar gibi dağılıp gitmiştir.
Hâlbuki peygamberlerin liderlikleri böyle değildir. Daha önce de söylediğimiz gibi, onlar, ısmarlama insanlardır. Onlar ta rahm-i mâderde peygamberdirler. Yaşayışları bir mûsıkî, konuşmaları da âdeta bir şiir gibi âhenklidir. Onlar konuşurken, varlık, bütünüyle kulak kesilir ve onları dinler. Evet, onların gelişleriyle nice hâdiseler seyirlerini değiştirir ve nice gönüller onlara tâbi olur. Kâinatta câri kanunlar, bazen onlar hatırına işlemez olur, bazen de onların isteği ile mecra değiştirirler…
Nebiler Sultanı’na bir kere bakıverin! Taş, ağaç, toprak ve çeşit çeşit hayvanlar, her biri âdeta kendi nev’i hesabına O’nunla münasebete geçmiş ve O’nun nübüvvetini tasdik ediyor gibi bir durum sergilemiş. Bûsîrî’nin de dediği gibi جَاءَتْ لِدَعْوَتِهِ الْأَشْجَارُ سَاجِدَةً “Ağaç O’na koşarak geliyor ve lisan-ı mahsusuyla; Sen, Allah’ın Resûlü’sün.” diyordu.31
Çünkü eşya O’nun gelişiyle mânâ kazanmış ve varlık kaos olmaktan çıkmıştı.. O, Kur’ân’ın diliyle “O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihini anlamazsınız.”32 diyor ve âdeta her varlığa can ve hayat üflüyordu.
Bizler öğrendiğimiz her şeyi O’ndan öğrendik ve eşya O’nunla hikmet tahtına oturdu.33 Tabiî bu arada insan da, abes ve başıboş olmadığının idrakine vardı.34
Her peygamber insanları inandırmak ve inanmayanların da bahanelerine meydan vermemek için bir kısım mucizelerle gelmiştir. Efendiler Efendisi ise, bütün peygamberlere ait mucizelerin hepsini getirmiş ve mukteda-yı küll olduğunu göstermiştir.