Evet, tabiri caizse O, nebilerin üveyki idi. Hiç durmadan her yerde hakikate âşina, temiz gönül ve çehreler arıyor, bulunca da onun gönlüne giriyor ve ona ruhunun ilhamlarını fısıldıyordu. Böylece, çevresindeki nurdan hâle ve halka her gün daha da genişliyor ve o genişledikçe de küfür çıldırıyordu.
Bugün, cihanın şarkında, garbında İslâmî tekevvüne karşı küfrün hezeyanlar içinde çıldırması gibi, o devirde de Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın etrafındaki halkaların genişlemesi, küfrü işte böyle çıldırtıyordu…
Bu çılgınlık onları öyle saplantıya sevk etti ki, gün geldi gökteki Güneş’i üflemekle söndürmeye yeltenir gibi, toptan bu ilâhî meşaleyi söndürmeye kalktılar. Heyhât..! Güneş sadece bizim için bir teşbih ve benzetme vasıtamız.. yoksa O’nun getirdiği nur Güneş’e fer verecek mahiyettedir. Çünkü o nur Allah’ın (celle celâluhu) nurudur. Âyet onların bu gülünç durumunu şöyle tasvir etmektedir:
“Onlar Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şey murad etmemektedir.”13
O, yirminci asırda da bir meşale yaktı ve içimize âdeta kıvılcım saçtı.. binler-yüz binler O’nun yoluna baş koydu ve O’nun davasını yüceltme istikametinde hizmete koyuldu. Demek Cenâb-ı Hak yeniden bir Muhammedî hâle, bir nur halkası ve yeniden bir altın zincir vücuda getirmeyi murad buyurmuş ki, bunu ne küfrün gayzı, şiddeti, hiddeti ne de şeytan ordularının tehâcümü durduramıyor.. evet ihlâsla saçılmış bu tohumlar bugün olmasa da yarın mutlaka neşv ü nema bulacak ve Allah Resûlü’nün neşrettiği nur hiçbir zaman sönmeyecektir.