İçeriğe geç

Buhârî’nin Hz. Enes’ten rivayet ettiğine göre ise bir cariye gelir, Efendimiz’in kolundan tutarak çeker, O’na bir işini gördürmek isterdi de Efendimiz gayet rahat bir şekilde gider, ona yardım eder gelirdi.497

Bu iş, belki bir ev süpürmek, belki de yıkanmış çamaşırları sıkmaktı. İşin keyfiyeti ne olursa olsun, Allah Resûlü bu işi yapardı. Zira O bir fıtrat insanıydı ve O’nun bu hareketi asla zillet de değildi. Zillet, O’nun rüyalarına bile girememişti. Nasıl girer ki, O, küfür ve isyan karşısında kükremiş bir aslan gibiydi. Ve yukarıda da söylediğimiz gibi, O, insanların en şecaatlisiydi. Hz. Ali der ki: “Biz muharebe meydanında korktuğumuz zaman Allah Resûlü’nün arkasına sığınır ve O’nunla korunurduk.”498 Hatta O’nun atmosferi, çevresindekilere emniyet ve güven verirdi. Öyle ise böyle bir insan, bu şekilde bir mahviyet gösteriyorsa, bu sadece O’nun tevazuundandır.

Fıtrîliği

Tevazu zillet olmadığı gibi, kibir de vakar değildir. Allah Resûlü, tevazuunda da mutlak bir ölçü ve denge içindeydi. Evet, O’nun bu sıfatı da bizlere “Muhammedün Resûlullah” dedirtir.

Bir hâkim, mahkemede ciddî olmalıdır. Bu, vakardır. Ancak, aynı tavır evinde çocuklarına karşı kibir olur. Zira insan, hanesinde, hane halkından biri gibi davranmalıdır. Bunlar birer Kur’ânî düsturdur ve en güzel tatbikçisi de Allah Resûlü’dür. Daha sonrakilerinki O’na imtisal ve O’nu taklittir.

Herkes O’nu büyüklerden daha büyük görebilir; fakat O şöyle demektedir: “Hiç kimse kendi ameliyle Cennet’e giremez.” “Sen de mi?” diyenlere de: “Evet, ben de.. eğer Allah (celle celâluhu) rahmetiyle sarıp sarmalamazsa.”499

424