İçeriğe geç

Ne var ki bütün bu teveccühler hatta onların ayaklarının altına baş koymalar ve onları, insanlığın en azizi olarak başlarda gezdirmeler, bu gerçek takdirkârların hüznünü, kederini gidermeye yetmiyordu. Evet, daha sonraki saadet fırtınaları bile bu hüznü onların yüzünden silememişti. Birer birer gurub edecekleri güne kadar hüzünle oturdu, hüzünle kalktı.. hüzün düşündü ve hüzün konuştular.

İşte O, zevcelerinin sinesinde böyle fevkalâde bir aile reisi olduğu gibi aynı zamanda derin ve mükemmel bir baba idi.. tabiî, babalığı ölçüsünde bir derinliği temsil eden misilsiz bir dede idi de.. evet, bu sahada dahi O’nun eşi ve menendi yoktu.

O, çocuklarına, torunlarına fevkalâde şefkatle muamele eder.. böyle muamele ederken de, onların nazarlarını ahirete ve maâliyâta çevirmeyi ihmal etmezdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar.. bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de asla rıza göstermezdi.

İşte bu anlayış içinde onlara karşı fevkalâde açık, fakat Allah’la arasındaki münasebeti koruma bakımından da gayet ciddî ve vakur idi. Bir taraftan onlara hürriyet ve serbestiyet içinde, insanca yaşama yollarını gösteriyor, diğer taraftan da laçka olmalarına ve yılışıklaşmalarına meydan vermiyordu. Meydan vermek şöyle dursun, aksine çürümelerine karşı bütün hassasiyetiyle göğüs geriyor ve onları hep ulvî ve uhrevî âlemlere göre hazırlıyordu. Bu şekildeki terbiye anlayışıyla Allah Resûlü, yine ifrat ve tefritten uzak orta yolu ve sırat-ı müstakîmi temsil ediyordu. İşte bu durum da O’nun fetanetinin ayrı bir buudunu teşkil etmektedir.

1. Çocukları ve Torunlarına Karşı Şefkati

2