İçeriğe geç

İlim ve fikir hayatı adına, Allah Resûlü’nün getirdikleri ve ilim dünyasına kazandırdıkları da, yine O’nun âlemşümul mesajının bir tezahürüdür.

Kur’ân ilme ehemmiyet verir ve bütün insanları açıkça ona teşvik eder: قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”8 der ve bilenleri, daima bilmeyenlerden, bildikleri ölçüde üstün tutar.

Başka bir âyette: إِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَۤاءُ denilir.. ve Allah’tan hakkıyla korkanların, Allah’ın âlim kulları olduğu hatırlatılır.9 Ebû Hanife’ye isnat edilen şâz bir kıraatte, Allah lafzı merfu okunur10 ve mânâ şöyle olur: “Allah (celle celâluhu), sadece âlim kullarına karşı saygı duyar.” Elbette ki bu saygı, münezzeh ve Zât-ı Uluhiyet’e yakışır keyfiyetiyle düşünülmelidir. Kıraat şâzdır. Fakat, mânâya bir buud kazandırması bakımından, üzerinde durulmaya değer.

Fahreddin Râzî, ilimle alâkalı bir bahsi tahlil ederken, bu hususla alâkalı güzel bir nükte yakalar: “Mâlikî mezhebinin dışında kalan her üç mezhep köpeği ‘necisü’l-ayn’ kabul eder.” Yani köpek, bütünüyle necistir, pistir. Dolayısıyla evlerde bulundurulması doğru değildir. Ancak köpek, “kelb-i muallem”olursa yani kendisine av avlama öğretilmiş ve koyunları bekleme talim edilmişse, o zaman durum değişir. Onun ağzına alıp getirdiği av yenir. Sürtünüp dolaştığı yerler pâk kabul edilir ve onun evde bulunması da mahzurlu olmaz…

İmam Fahreddin Râzî burada bir lahza durur ve şöyle der: “Bir kelb bile ilimden sadece av avlama işini öğrenir.. ve öğrenmekle de necisü’l-ayn olmaktan çıkarsa, hatta insanlar içinde âdeta aile fertlerinden bir fert hâline gelirse, ilim öğrenen insanın, nasıl zirvelere ulaşacağını varın siz kıyas edin.”11

39