Zeyd b. Hârise (radıyallâhu anh) de bir siyahî idi. Allah Resûlü’nün eline bir köle olarak geçmiş.. İki Cihan Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), onu hürriyete kavuşturmuş ve ardından da evlât edinmişti. Bu, o günün insanının havsalasının alamayacağı bir inkılâp demekti. İnsanlığın En Şereflisi, bir siyahî köleyi evlât ediniyor ve kendini ona, onu da kendine mirasçı yapıyordu…5 Sonra da onun oğlunu, içinde Ebû Bekirlerin, Ömerlerin, Alilerin ve daha nice asilzâdelerin bulunduğu bir orduya kumandan tayin ediyordu.6 Bundan da öte, daha sonra bir peygamber hanımı olabilecek çapta soylulardan Zeynep binti Cahş’ı (radıyallâhu anhâ) onunla evlendiriyordu.7 Hem Zeyd’e hem de oğlu Üsame’ye öyle değer veriyordu ki, bir gün halife Ömer’e (radıyallâhu anh) oğlu Abdullah: “Babacığım, Üsame’den benim ne eksik yanım veya onun benden ne fazlalığı var ki, ona daha fazla maaş veriyorsun?” diye sorduğunda, Hz. Halife şöyle diyecekti:
“Oğlum, onun senden fazla olan tarafını veya senin ondan eksik yanını bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var; o da, Allah Resûlü onun babasını senin babandan ve Üsame’yi de senden daha çok seviyordu. Ben de o sevginin hatırına Üsame’yi (radıyallâhu anh) senden üstün tutuyorum.”8
Evet, Kureyş’in en soylu insanı Cafer b. Ebî Talib’in bulunduğu bir yerde Zeyd b. Hârise’nin (radıyallâhu anh) kumandan olması ve ordunun başına geçmesi ne müthiş bir hâdiseydi!9 Mühim olan, meselenin edebiyatını yapmak değil, o meseleyi bilfiil yaşamaktır.