Evet, O’ndan kalan en küçük hatıraya bile bu denli duyarlı, bu denli titiz olan bir cemaatin ve bu denli uyanık bir neslin, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadislerine gözlerini kapaması herhâlde düşünülemez. Çünkü, hadis, din demektir; hayat demektir; Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakikati, sufîlerin ifadesiyle “Hakikat-i Ahmediye” ve bizim de “dünya-ukbâ saadet köprümüz” demektir.
3. Efendimiz’in Teşvikleri ve İlme İştiyak
Ayrıca, yerinde ele alındığı gibi, bu mevzuda Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mühim teşvikleri vardı. O: “Ehl-i ilmin ayaklarının altına meleklerin kanatlarını serdiğini”5 ifade buyuruyor ve çıraklarına yüksek ufuklar gösteriyordu. Günümüzde, bazı istisnalar dışında ilim, mevki, makam ve geçim için tahsil edilirken, o zaman sırf Allah rızası için tahsil ediliyordu ve ilmî hayat aynı zamanda çok canlıydı. O kadar canlıydı ki, Süfyan İbn Uyeyne gibi bir zat, on yaşında içtihat yapacak seviyeye ulaşabiliyordu.6 Daha önce açıklandığı gibi, müzakereye, bilhassa Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadislerini müzakereye büyük teşvik ve aynı derecede arzu ve iştiyak vardı. Dârimî’nin rivayetine göre, Ebû Said el-Hudrî ve İbn Abbas, talebelerine: “Bu hadisleri belleyin ve aranızda müzakere edin. Bazısı bazısını hatırlatacak, bazısı bazısını çağrıştıracaktır.”7 diyorlardı.
Sahabe dönemindeki canlılık, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn döneminde, hatta ilk beş asırda hep aynı seviyede devam etmişti. O kadar ki, hadis hafızlarının sonuncularından olan beş-altı asır önce yaşamış İbn Hacer el-Askalânî gibi bir zat: “Müslim-i Şerif’i birkaç celsede okudum.” diyor, yani, Müslim’in el-Camiu’s-Sahîh’ini birkaç oturuşta bitirdiğini ifade ediyordu.