Bunun gibi, kullanılmayan uzuvların zamanla körelip, sonraki nesillere de aynen intikal ettiği, kullanılanların ise geliştiği de bir efsane ve hurafeden ibarettir. Lamarck, “Zürafa uzun ağaçlara boynunu uzatma lüzumunu duyduğu için, boynu anormal uzamıştır.” iddiasında bulunur. Hayvanlar arasında hangi hayvan vardır ki, boynunu uzatıp, ağaçların en yüksek dallarındaki yaprakları yemek istemesin? Acaba neden sadece zürafanın boynu uzamış da, diğerlerininki uzamamıştır? Keçiler de mütemadiyen ağaç dallarından beslenirler; o kadar ki, ormanların düşmanıymış gibi, ağaçlar üzerinde otlarlar. Ama boyunları hiç uzamadığı için, devamlı ağaçlara tırmanma zahmetine katlanırlar. Yılan, taşta toprakta sürüneceğine, ayakları olsun istemez miydi? Darvin’in, “yılanın ayaklarının zamanla güdükleştiği” şeklinde bir nokta-i nazarı vardır. Buradaki çelişki herkesin görebileceği ölçüde açıktır. Eğer canlılar âleminde bir tekâmül söz konusu ise, bu takdirde yılan, solucan gibi bir hayvan iken, ayakları uzamış, olgunlaşmış ve uzun ayaklı hale gelmiş olması beklenir. Bir devrede kullanıldığı için ayakların uzadığını kabul ediyoruz; sonra da diyoruz ki, yılan ayaklarını kullanmadığı için ayakları bodurlaştı. Oysa, eğer yılan dünyaya at gibi ayaklı olarak gelmiş olsa idi, ayaklarını pekalâ kullanırdı. Hem niye kullanmayıp, sürüngen hale gelmiş olsun ki! Bir yandan yılanın, kullanılmadığı için ayaklarının âdeta yok seviyesinde bodurlaştığı iddia edilirken, beri yandan, sürüne sürüne boyunun uzadığını iddia etmek, bir çelişki değil de nedir?