İçeriğe geç

Darvin, insandaki kılların da güdükleşmiş olduğundan bahseder ve “İnsan, kıllı cedlerinden, kılları dökülerek insan hâline gelmiştir.” der. Ama, kadının vücudunda aynı tip kılların bulunmamasını izah için de, evrimle hiç de uyuşmayacak bir mazerete başvurur: “Kadının cazibesi için öyle olması gerekiyordu.” Hikmet açısından, Allah’ın yaratması zaviyesinden meseleye belki böyle bir açıklama getirilebilir; fakat, her bakımdan, partiküllere ve onların hareketlerine varıncaya kadar baştan sona küllî bir şuur, mutlak bir bilgi, irade ve kudretin eseri olduğunu ortaya koyan varlığı, hayatı, kâinatı şuursuz, bilgisiz, iradesiz, hikmetsiz maddeye, tabiata ve tesadüflere havale eden bir teorinin, kadında erkekteki kılların aynıyla bulunmamasını izah sadedinde bir hikmete, şuurlu bir sebebe müracaat etmesi, tam bir çelişki, bir kaçma, daha doğrusu asıl gerçekten kaçamamadır. Darvin, aynı müracaatı, insanın başındaki kılların niye dökülmemiş olduğunu güya izah etme adına da yapar ve, “Kafa, darbelere çok maruz kaldığından onların kalması gerekiyordu.” der. Acaba insanın burnu, alnı, onlardan da öte dizleri, ayakları daha mı az darbeye maruz kalıyor ki, burnundaki, alnındaki kıllar dökülmüş, dizdekiler seyrekleşmiş veya küçülmüş de, baştakiler kalmış ?!

Neo-Darvinistler, adaptasyon, yani canlının yaşadığı vasata uyum sağlayıp değişim geçirdiği iddialarına güya delil olarak şunu ileri sürmektedirler:

Avrupa’da sanayi bölgelerinde isin, dumanın, pasın çok bol olduğu yerlerde endüstri melanizmi dediğimiz bir vaka karşımıza çıkmaktadır. Bu ortamda koyu renkli güveler, açık renkli güvelere nispeten koyu renkli duvarların üzerinde iyi kamufle olduklarından düşmanlarından daha iyi korunmakta, dolayısıyla da daha fazla üremektedirler, demek ki, bir değişme söz konusu olmaktadır. Bir gün gelecek ve açık renkliler tamamen yok olurken, sadece koyu renkli güveler kalacaktır.

23