1920’lerde Hubble’ın astronomi âlemine bir hediyesi oldu: Hubble katsayısı olarak anılacak bir buluşla o, bir kısım galaksilerin belli nispette bizden uzaklaştığını keşfetmişti. Daha sonra Belçikalı matematikçi Lamaitre, bunu ‘mekân genişlemesi’ olarak tespit etti. Meselâ, kova burcundaki bir galaksi bizden dakikada şu kadar milyon kilometre hızla uzaklaşıyorsa, daha uzak bir galaksi daha hızlı uzaklaşmaktadır. Bunun tespiti, spektrumlarla, yani ışığın dağılımına ve kırmızıya kayışına göre yapılmaktadır. James Jeans ve Eddington gibi çok önemli ilim adamları bu şekilde mekân genişlemesini kabul ve müdafaa etmiş, Einstein da buna temayül göstermiştir. Bu genişleme, ister galaksilerin kaçışı şeklinde olsun, isterse, Einstein’ın “Bilemediğim bir yerlerde değişik âlemler teşekkül ediyor” sözüyle ifade ettiği henüz meçhul bir genişleme şeklinde olsun, fark etmez.
Âyet, semayı, hiçbir sebebe, başka hiçbir tesire vermeden Cenâb-ı Allah’ın kurduğunu buyurduktan sonra, isim cümlesiyle, “Ve Biz, durmadan genişletiyoruz” buyurmaktadır. Arapça’da fiil cümlesi, sürekli yenilenme, isim cümlesi ise, devam ve sebat ifade eder. “Ve Biz, durmadan genişletiyoruz.” cümlesi, Türkçe’ye fiil cümlesi gibi çevirsek de, aslı isim cümlesidir ve genişletmenin devamına, sebatına işaret etmektedir. Kur’ân, bu durmaksızın mekân genişlemesini, diğer ilmî hakikatler gibi, yine 14 asır öncesinden bu şekilde haber vermektedir.
Birkaç âyetle bu şekilde Kur’ân’daki bazı ilmî gerçeklere ve Kur’ân’ın bu yöndeki mucizesine işaret ettikten sonra, Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan yaratılış gerçeğine geçebiliriz.
Kur’ân-ı Kerim’de yaratılış gerçeği
Baştan sona mucize olan Kur’ân-ı Kerim’in insanın menşei ile alâkalı âyetlerinden sadece dördü üzerinde duracak ve konuyu bağlayacağız. Fakat önce, Kur’ân’da yaratılışla ilgili âyetlerin genel bir değerlendirmesini yapmakta fayda mülâhaza ediyoruz: