Bu tür körlüğe dûçâr olan kişiler, en yüce kâmetlerin sürekli yanında bulunsalar, hep onlarla iç içe otursalar, birlikte yiyip içseler, beraber gezip dolaşsalar bile bakış zaviyesindeki kusurdan dolayı görmeleri gereken şeyi bir türlü göremez, onlardan istifade edemezler. Tıpkı Ebû Leheb örneğinde olduğu gibi. Ebû Leheb, malum olduğu üzere Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) öz amcası idi. İnsanlığın İftihar Tablosu’yla aynı ev ortamını paylaşmıştı. O Yüce Kâmet’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) küçük yaşlarında iken nice kez kucağına alıp sevmişti. O’na sütannelik yapması için cariyesi Süveybe Hatun’a izin vermişti. Yıllarca onun evi ile Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) evleri yan yana olmuştu. Yolları çoğu zaman aynı sokakta kesişmişti. Ebû Leheb, oğulları Utbe ve Uteybe’yi, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) kerimeleri Hazreti Rukiyye ve Hazreti Ümmü Gülsüm’le nikâhlamak suretiyle de ayrı bir akrabalık bağı kurmuştu. Kısacası o, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun güzel ahlâkına her döneminde şahit olmuştu. Ama yakın körlüğüne saplanmış bu tali’siz, Efendiler Efendisi’nin peygamberliğini kabul etmemişti; kabul etmediği gibi O’nun en büyük hasımlarından biri de olmuştu. Evet, yıldızların kaldırım taşı gibi ayaklarının altına serildiği Kâinatın İftihar Tablosu’nun büyüklüğünü en yakın akrabalarından birisi görmemişti/görmek istememişti.