Ezcümle; güneşe yönelen değişik evsaf ve keyfiyetteki varlıklar, herhangi bir karışıklığa sebebiyet vermeden, ona bakarak hayatlarını sürdürür; onun ziyası altında renkten renge girer; onunla en revnaktar hâle gelir ve onun doğuşu ve batışıyla ölgünleşir; pörsür ve söner giderler. Aynen onun gibi, her şey aynı baharın kucağında döllenir; aynı yazda serpilir gelişir ve aynı sonbaharda hazanla sararır; fakat, hepsinin kaderi ayrı ayrıdır. Hepsi, o geniş ilmin plân ve programıyla, o sonsuz irade ve meşîetin yönlendirmesiyle.. evet, gelişi-güzel ve kendi isteklerine göre değil, o muhteşem meşîet ve iradenin istediği istikamette varlık gösterir ve mevcudiyetlerini sürdürürler. “O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak ve karanlıklar içine gömülen hiçbir dane yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.”2
Ağaçların, otların, tohumların, danelerin hayat ve ölümleri, gelişme ve semereleri bu kadar ciddî takip edilip de, insan gibi en ekmel bir varlık hiç başıboş bırakılır mı? Bir şeyi görmesi diğer şeyi görmesine; bir şeyi işitmesi diğer şeyi işitmesine mâni olmayan kâinatların Yüce Sahibi, elbette en aziz mahluku, en değerli sanatı olan insanın her hâline ehemmiyet verecek ve onun bir ferdine sair varlıkların cins ve nev’inin mazhar oldukları şeyleri lütfederek, âlemlerin fihristi olan insanı hususî olarak ele alacak, hususî iltifatına mazhar edecek, hususî sevkiyatıyla da huzurunda şereflendirecektir.
Dipnotlar
- 2 En’âm sûresi, 6/59.