İçeriğe geç

Bundan ötürüdür ki; fizik, kimya, astronomi, biyoloji gibi ilimler sahasında yapılan keşifler, temin edilen terakkiyat, sonunda Levh-i Mahfuz’da tasavvur edilip, Kur’ân-ı Kerim’de kayda tâbi tutulan ve kâinatta yer yer ve peşi peşine tezahür eden esaslardan bazılarının anlaşılmasına ve genişçe idrak edilmesine hizmet ettiğinden dolayı, bütün ehl-i keşif ve himmeti tebrik ve takdir gerektir. Ancak, böyle bir hizmetin, kazanç ve muvaffakiyetine mukabil, Hâlık ve Nâzım’ı inkâr, ilâhî ilham ve irşadı ret, insanı ilâhlaştırma, insan iradesini mutlak hâkim kılmak gibi bir kayba ve dalâlete düşmekten, insanlığı korumak da icap edecektir.

Fizik ve kimya laboratuvarlarında yapılan tecrübelere, öğrenilmiş kanunlara uyularak, fizik, kimya ve biyoloji vak’alarına yeni istikametler verilmezse, ibdâ ve ihtirâda bulunmak muvaffakiyetine istinaden, gittikçe sabırsızlaşan, gittikçe hızlanan, gittikçe küstahlaşıp mesuliyetsizleşen, bir cüret ve keyfîlik üzere, insanı ve insan cemiyetini dahi bütün bütün kaybetme ihtimali var. Evet, değişik tecrübelere tâbi tutulma sath-ı mâilinde yuvarlanmakta olan bugünün beşer ölçülerine karşı, insanın bir “laboratuvar hayvanı”, insan cemiyetinin de bir “laboratuvar” olmadığını lâyıkıyla hatırlamak lâzımdır.

Mevcut ilimleri donukluk ve durgunluktan, kuruluk ve abesiyetten kurtarmak; evvelâ ilimlere esas teşkil eden meselelerin lâyıkıyla anlaşılmasına yardım edecek; sâniyen insan irade ve zihninin payına düşeni eda, his ve kalbî sezişlerini, bir iç müşâhede ile müşâhede ettirmiş olacaktır. O zaman, işleyen aydın bir enfüs, fasîh bir lisan kesilecek ve karşısına konulmuş kâinatı kelime kelime, satır satır okuyacak, tıpkı bir kitap gibi. Zaten kâinatı bir kitaptan farklı görmek de âdeta imkânsızdır. Hele hele tekvînî emirlerde ilk yaratılan “kalem”2 olarak anlatılıp da, tenzîlî fermanda da ilk emir “oku”3 olursa…

7