İçeriğe geç

Bu durum karşısında bazıları kulağını tıkamışçasına bir tavır alıp içinden gelen imanın feverânı ile birer birer başlarını büküp ezmeye çalıştıkları tereddüt ve şüpheleri, kalb ve kafalarında hazırladıkları zindanlara attılar; cevaplarını bulamasalar da imanlarının sağlamlığı, ibadet neşvesinin verdiği mânevî haz ve ruhanî lezzetler, şüphelere hayat hakkı tanımayacak şekilde kararlı ve gerilim içinde idiler.

Bazıları da, bu itirazları ileri sürenlerin niyetlerine hiç bakmadan, onları tekfir eder bir havaya büründüler. Böyle kuru karşılıklar ise, kangrenin derinleşip yayılmasına sebep oldu. İyi niyetle cevap aramak için sorup araştıranlar ise, muknî cevapları bulamayınca, sukut-u hayale, sonra da tehlikeli tereddütlere düşmekle karşı karşıya kaldılar. Bu arada inkâr girdabına kapılan ve dipsiz gayyalara yuvarlananlar da oldu.

Böyle bir pozisyon ise, maddeci görüşe sahip ve bu anlayışlarını bir ideolojik savaşa döndürenler için çok elverişliydi. Çoklarını bunlarla vurdular. Hiç olmazsa yaraladılar.

Eskiden inançsızlık cehaletten geliyordu; onun için, gerçek kendilerine anlatılınca cehaletleri izale ediliyor, nihayet doğruya kavuşmuşluk içinde huzura eriyorlardı. Şimdi ise, fen ve felsefe kisvesinde bin inkâr fırtınası esiyor. Hem bu çeşit anlayışa sahip kişiler, kendilerini biliyor zannettikleri için, ilmî kabul ettikleri bu kanaatleri dışında da hiçbir şeyi kabul etmeye yanaşmıyorlardı. Ve artık gerçeği araştırma kabiliyetleri körelmiş oluyordu. Onun için eskiden bunlardan ancak binde biri hidayete gelirdi. O zaman iman umumî olduğu için, yani, ekseriyet inançlı olduğundan, bunların pek fazla zararı olmuyordu. Hâlbuki asrımızda teslimiyet kırıldığından zaten çok kimsenin itikadı sarsılmış vaziyette… Onun için erâcifin yayılması ile, her yerde tereddüt ve şüpheler içinde bocalayan, hatta artık her şeyini kaybedenlerle karşılaşır olduk.

2