İçeriğe geç

Ve yine Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak O’na hitaben: “Sen hut sahibi Yunus gibi olma!”16 deyince, hemen ashabının aklına bir peygamber hakkında uygunsuz bir düşünce gelmemesi için “Beni, Yunus b. Metta’ya tercih etmeyin!”17 buyurmuşlardır.

Bu da O’nun, peygamberlere karşı edep ve saygısıydı. Cevher kadrini cevherfüruşân olmayan bilmez. Bizler Hz. Musa’yı, Hz. İsa’yı ve diğer bütün peygamberleri nasıl bilip nasıl tanıyacağız! Onları, Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) sormalıdır ki, hakikî cevap alınmış olsun. Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) de onlara sormalı… Onun içindir ki, Hz. İsa (aleyhisselâm), O’nun geleceğini müjdelemeye beş yüz sene evvel başlamış ve “Geliyor, geliyor; bütün âlemlerin reisi geliyor.”18 diyerek tebşiratta bulunmuştur. Çünkü onlar O’nun büyüklüğünü biliyorlardı. Fakat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de tevazu kanatlarını yerlere kadar seriyor ve biraz evvel naklettiğimiz sözleri söylüyordu…

Evet, bütün bunlar Aleyhissalâtü vesselâm’ın edebiydi. O bu derece mütevazi idi. Tevazu izhar buyurdukça da Cenâb-ı Hak O’nun derecesini yükseltiyordu.19 Yüksele yüksele makam-ı Mahmud’a ulaştı. O makam ki, bir insanın, başkalarına el uzatma makamının doruğudur. Bir hususa dikkat çekmek isterim. Makam-ı Mahmud, en geniş mânâda muhtaçlara el uzatma makamının en zirvesidir. Zaten ta baştan O’na “Muhammed” ve “Ahmed” demişler.. evet O’nun bu makamın sahibi olacağı ta baştan bellidir. İşin başında Cenâb-ı Hak, O’nun bu makamı elde edeceğini bilmiş ve istikbaline bakarak O’na bu isimleri verdirmiştir.

Zaten hiçbir peygambere nasip olmayan pâye yine O’na aittir. Her peygamber Cenâb-ı Hak’la vasıtalı veya vasıtasız konuşmuştur. Ama, hiçbir peygamber, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) serfiraz kılındığı miraçla şereflendirilmemiştir.

15