“Madem Cenâb-ı Hak, اُدْعُونِۤي أَسْتَجِبْ لَكُمْ1 buyurarak dudaklarımızdan dökülecek her duaya icabet edeceğini bildiriyor; öyle ise ben de O’nun kapısının eşiğini aşındırmaya devam etmeliyim.” deyip oradan ayrılmamak, bir bağlılık ve sadakat ifadesi olacaktır. Eğer bir insan hayatı boyunca, hiçbir haz ve lezzet duymadan böyle bir kulluk yapıyorsa, bütün hayatı boyunca ihlâs ve samimiyet içinde, ömrünü sürekli, en hâlisane kullukta geçirmiş sayılır.
Diğer taraftan, mânevî dereceler elde etmek de kulluğa hedef ve gaye yapılmamalıdır. Onun içindir ki, Cennet arzusuyla kulluk yapanlar için Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri “İbâdü’l-Cenneti” demiştir. Yani “Cennet’in kulu” demektir. Hâlbuki Cennet, amel ve ibadet için maksat olmaz. İbadet, Hak emrettiği için ve O’nun rızasını elde etmek maksadıyla yapılır.
Evet, ibadetin gerçek sebebi, Allah’ın emridir. Yani biz ibadeti Allah emrediyor diye yaparız. Evet, Cehennem endişesiyle tir tir titreyerek, kalkıyor, Allah (celle celâluhu) karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde iki büklüm oluyor.. namaz kılıyor.. böyle birine “Abdü’n-nâr” yani “Cehennem’in kulu” deniliyor. O zaman, Allah’ın kulu nasıl olacak? Kişi ibadetini, ne Cennet sevdası ne de Cehennem korkusundan değil, belki sırf Allah’ın kulu olduğu ve Allah o vazifeyi ona emrettiği için yapacaktır.