İçeriğe geç

Bir diğer husus da şudur ki, ibadette Cenâb-ı Hak ruhanî zevkler ihsan edebilir. Evet, bazı büyük kimseler vardır ki, bunlar ucb denen şeyi kalblerinden silip atmış ve tam tevhide ermişlerdir. Onlar mazhar oldukları bütün güzellikleri, o güzellikleri sırtlarına bir urba gibi giydiren Zât’tan bilirler. Onun için, bu gerçeği gürül gürül söylemeyi de tahdis-i nimet sayarlar. Meselâ Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şecaat-i kudsiyesi ile Huneyn’de kükrediği zaman, amcasının oğlu Hârise b. Ubeyde veya amcası Hz. Abbas atının zimamından tutup engellemeye çalışır. O, öyle kükremiştir ki düşmana doğru tek başına gider. Orada: أَنَا النَّبِيُّ لَا كَذِبَ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ Yani “Ben peygamberim, bunda yalan yok; ben Abdülmuttalib’in torunuyum.”2 der.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunları söylerken, makam-ı imtinanda söyler. Ve yine aynı makam içinde buyurur ki: “Herkes haşrolduğu zaman, ben Livaü’l-Hamd’in sahibi olarak haşrolacağım.”3 ve yine makam-ı imtinanda buyururlar ki: “Allah bana beş şey verdi ki, başka peygamberlere vermedi.”4

Bunlar imtinan makamında söylenen şeylerdir. Bir tanesi bana güzel bir urba giydirmiş, gezdiğim her yerde, o zatın bana karşı cemilesini, hediyesini ifade ediyorum. Avazım çıktığı kadar bağırıyor ve diyorum ki: “Bu sırtımdaki elbise güzel, hatta bana da güzellik katıyor, Rabbim’in yarattığı hilkatteki güzelliğe ayrı bir buud kazandırıyor. Ama bu elbiseyi bana giydiren Zât’ı anlatıyorum.”

92