Hadislerin ifadesine göre Allah Cennet’ten görülecektir.156 Cennet öyle bir yerdir ki, insanlar oraya girdikleri zaman mazhariyetlerini Allah’ı (celle celâluhu) müşâhede ile taçlandıracaklardır. İnsan, aynı insandır ve kalbi yine mahbit-i ilham-ı ilâhîdir ve o, melekleşmeye namzet bir varlıktır. Fakat Cennet öyle bir ufuk, öyle bir kutup noktadır ki, insan oraya yükseldiği zaman, Rabbini görebilme noktasına da yükselmiş olacaktır. İnsan, Allah katında belli konum elde ettiği zaman, o konuma gelen iltifat ve lütuflara da mazhar olur. Cenab-ı Hak, insana belli bir yer vermiştir. O, bu yerini muhafaza ettiği sürece ilâhi lütuflara mazhar olur; yerini kaybettiğinde ise onları kaçırır. Meselâ, Rabbim, “Bütün hassasiyet ve kemal-i dikkatinizle, nazarlarınızı kapıma dikecek ve her şeyi sadece benden bekleyeceksiniz.” dese, kula düşen bunu yapmaktır. Büyük bir mürşid, “Beni bir kedi irşad etti.” der ve şöyle devam eder: “Bir kedi, farenin çıkacağı deliğe gözünü dikmiş ve saatlerce gözünü oradan ayırmamıştı. Neden sonra fare delikten çıktı ve kedi de onu yakaladı. Bunun üzerine kendi kendime dönüp dedim ki: Rabbin tecellîlerinin, senin iç âlemini ne zaman yıkayacağı belli değil. Gözünü bir lahza bile O’nun kapısından ayırmadan âdeta bir örümcek sabrı içinde, ağını kurup sabırla ve bin sancı ile hep beklemede kal/kalmalısın da…”
Evet, gözünü bir lahza başka tarafa kaydırsan ve tam o esnada tecellîgâh-ı ilâhînin mekânı olan kalbine Allah tarafından tecellî dalgaları gelse, kalbinin çevresini taşlar gibi katı bulur, sen de o dalgalanmadan haberdar olamazsın. Bu sebeple daima uyanık bir şekilde yerini koruma mecburiyetindesin.