İçeriğe geç
16. Bölüm

Latîfelerin Dili

Soru: Risale-i Nur’da: “İnsanda öyle bir latîfe, öyle bir hâlet vardır ki, o latîfe lisanıyla her ne sual edilirse, –velev ki fâsık da olsun– Cenâb-ı Hak o latîfeye hürmeten o matlubu yerine getirir.”74 deniliyor. Bu latîfe hakkında bilgi verebilir misiniz?

Cevap: Bu, biraz kendini dinleyen ve kontrol eden, iç müşâhedesi olan kimselerin anlayabileceği bir mevzudur. İnsanda el, ayak, göz, kulak, dil, dudak veya görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma şeklinde zâhir bir kısım duyular olduğu gibi sır, hafî ve ahfâ gibi bir kısım latîfeler de vardır. Ancak kendini dinlemeyen, murâkabe ve müşâhede etmeyen kimselerin bunlardan bir şey anlaması da söz konusu değildir.

Bunların dışında bir de insanda öyle latîfeler vardır ki, tasavvufta ve kalb-ruh erbabı arasında bu latîfelere henüz ad konmamıştır. Bu türlü konularda insanın keşfi henüz tamamlanmamış ama tamamlanma yolundadır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Bu mânâda tekke ve zaviyelerin Din-i Mübin-i İslâm’ı hayata hayat kılmakla keşfettikleri pek çok şey olmuştur. Günümüzde de insanın ledünniyatı ve mâneviyatı adına yeni şeyler keşfedilmektedir ve keşfedilmeye de devam edecektir. Sorudaki mezkûr ifadeler de keşfedilen hususlardan biridir. Bu ifadelerde özet olarak bize şöyle denilmektedir: İnsanda öyle bir latîfe vardır ki, bu latîfesini harekete geçirebilen insan, hüşyâr olarak o latîfenin diliyle Allah’tan bir şey isterse, Allah (celle celâluhû), onun dua ve niyazını mutlaka kabul buyurur.

102