Mezarlarla ilgili yapılan bir başka uygulama da kabrin üzerine su dökme hususudur. Biraz araştırdığımızda bu uygulamanın arkasında başka şeylerin olduğunu görürüz. Ölüyü gömdükten sonra mezarın üzerindeki toprağın rüzgâra maruz kalarak savrulup gitme ihtimali varsa bunu engellemek için üzerine bolca su dökülür. Bu, bizim memleketimize ait bir âdet değildir; mezarların üzerine su dökmek çöl ve kumun olduğu memleketlere has bir keyfiyettir. Ne Kur’an’da ne de Sünnet’te böyle bir şey yoktur. Toprağın kayıp gitmemesi için dökülen suyu, ciddi bir kaideymiş gibi ele almak, Ebû Hanife’ye, Ashab-ı Kiram’a ve Resul-i Ekrem’e (sallallahu aleyhi ve sellem) iftirada bulunmak demektir ve bir bid’attir.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kayma noktalarından birisinin de büyük zatlar için yapılan türbelerde gerçekleştiğini söyler. Ümmü Seleme validemiz (radıyallahu anhâ), Efendimiz’e, Habeşiştan’dayken gördüğü, Mâriye ismi verilen ve içinde çeşitli resimler bulunan bir kiliseden bahseder. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Sizden evvelki ümmetlerden öyle topluluklar vardır ki, bunlar zarar ve haybetin en büyüğünü yaşadılar. Şöyle ki, içlerinden salih bir kimse öldüğü zaman onun kabri üzerine bir mescit bina eder ve bir kısım resimler yaparak içine koyarlardı. İşte bunlar, Allah nezdinde mahlûkatın en şerlileridir.” buyurur.40 Çünkü onlar, başta peygamberler olmak üzere salih zatların kabirlerini mescide çevirmişlerdir. Efendimiz vefat etmeden evvel ashabını kemal-i hassasiyetle uyarıyor ve böyle bir yanlışa düşmemeleri için onları ikaz ediyordu.