İçeriğe geç

Bir çocuk dünyaya geldiğinde dimağı tertemizdir. O tertemiz dimağa ya bir kısım doğrular yazılmak suretiyle doğru yön verilir veya bir kısım yanlışlıklar yazılmak suretiyle çocuk yanlışa yönlendirilir. Bu, herkes için muhakkak ve mukadder bir şeydir ve bu hususta bir tenakuz söz konusu değildir. Zira meselenin başı şeriat-ı fıtriyeye ve âyât-ı tekvîniyeye, sonu da insanın mükellefiyetine, irade ve ihtiyarına bakmaktadır.

Evvelâ, yeni doğan bir çocuk, hiçbir şeyle mesul tutulamaz. Zira o, şeriat-ı fıtriyeye göre kendi iradesiyle bir şey yapacak hâlde değildir. Evet, doğan her çocuk, hakikatleri kabul etmeye müsait olduğu gibi aynı zamanda dalâletlere de açık bir vaziyette dünyaya gelir. Sanki o, üzerine yazı yazmaya müsait beyaz bir kâğıt gibidir. Henüz üzerine mürekkep ve kalem dokunmamış bir kâğıt. Bu hâliyle o, küfre ait meselelerin yazılmasına da müsait olmasına rağmen Müslüman fıtratına daha yakındır, belki de onun içindedir. Çünkü üzerinde küfre ait hiçbir şey yoktur ve küfür, bu tertemiz fıtrat üzerine Allah’ın (celle celâluhu) sevmediği şeyleri yazmak anlamındadır. Bir insanda Müslümanlık asıl, küfür ârızîdir.

Evet, küfür arızî, Müslümanlık ise asıldır. Bir insanın asıl fıtratı küfürle kirlenip bozulmuşsa o, ikinci bir fıtrat kazanmış demektir. Asıl fıtratını kirletip bozmayan insan ise İslâm fıtratı üzerine kalacaktır. İnsanın itikat ve amel mevzuunda yaptığı her şey, fıtratının korunması istikametinde atılmış adımlardır. Bu açıdan bir mü’minin; kalbini, hissiyatını, aklını ve İslâm’ın prensiplerine riayet etme duygusunu koruması çok önemlidir.

56