Yine Buhârî ve Müslim’de yer alan sahih bir hadiste anlatıldığına göre, Hazreti Âdem (aleyhisselâm), evlatları arasında Hazreti Dâvûd’u (aleyhisselâm) çok muhteşem bir konumda görür. Hazreti Dâvûd’un ledünniyatı, yeryüzünde hilâfetin mazhariyeti olması cihetiyleydi. O, yeryüzünde Allah’ın iltifatının maddî-mânevî temsilcisiydi ve çok önemli bir verasete sahipti. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) dışında nebiler arasında böyle bir durumu ihraz eden ya yoktur ya da çok azdır. Hazreti Âdem, bu ihtişam içinde gördüğü Hazreti Dâvûd’un ömrünün ne kadar olduğunu sorar; atmış sene olduğunu öğrenince o kadar ömrü ona az bularak, “Ya Rabbi! İzin verirsen ben ömrümden kırk seneyi Dâvûd’a vermek istiyorum.” der. Allah da Hazreti Dâvûd’a kırk sene ömür ilâve eder. Sonra Azrail (aleyhisselâm) Hazreti Âdem’in ruhunu almaya geldiğinde “Benim daha kırk senem yok muydu?” diye sorar. Azrail de “Sen onu Dâvûd’a vermiştin.” buyurur.47 Görüldüğü üzere Cenâb-ı Allah, Hazreti Âdem’in duasını kabul etmiş ve atâsıyla Hazreti Dâvûd’un ömrünü kırk sene uzatmıştır. Biz buna esrar-ı ilâhiye içinde atâ-i ilâhî diyoruz.
Bundan senelerce evvel bir kısım ehl-i istihraç, “Bu sene Ramazan-ı Şerif’te bir fereç (baskı ve sıkıntılardan kurtulma) bekliyoruz.” dediler. Daha sonra bunlardan birine neden fereç gelmediği sorulunca, “Camilere bid’atlar girdiği için fereç gelirken geriye gitti.” dedi. Demek ki ihsan-ı ilâhî bazen bizim nankörlüğümüzle geri dönebiliyor.