İslâm, herhangi bir beşerî sistem gibi sığ ve sathî değildir. Bundan dolayı onu Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) mâl etmek dahi bir mânâda uygun değildir. Binaenaleyh müsteşriklerin anlayışı içinde Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) bugünkü ümmetine “Musevî”, Hazreti Mesih’in (aleyhisselâm) dağılmış ve özünü yitirmiş ümmeti olan Hıristiyanlara “İsevî” dediğimiz gibi, Hazreti Muhammed’in Müslüman ümmetine “Muhammedî” demeyiz. Bazen bu tabiri kullanıyoruz ama bu, hususi bir mânâdadır ve bundan mecaz kastediyoruz. Bundan, Allah’tan Resûl-i Ekrem’e akseden, bir ahlâk hâlinde tecessüm etmiş وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen bir yüce ahlâk üzere ahlâk âbidesisin.”182 iltifatının tam bir mâkesi olan o âbide şahsiyet Hazreti Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ledünniyâtıyla anlatmaya çalışıyoruz. Bu mânâda İslâm’ın ruhu, sağlam bir tevhid akidesi, inanılması gereken şeylere inanma ve Allah’ın bizden yapmamızı istediği şeyleri, O’nu görüyor gibi yapmaktır ki, bu sonuncusuna “ihsan” diyoruz. İhsan, hadisin ifadesiyle, اَلْإِحْسَانُ أَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ “Allah’a, sanki O’nu görüyor gibi ibadet etmektir. Her ne kadar biz O’nu göremesek bile O bizi görüyor.”183 sırrına mâkes olmak veya o sırrı temsil etmektir.
Bir insanın topyekûn bir hayatı, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) benzeme ve O’na uyma düşüncesiyle yaşaması, dolayısıyla bütün muamelâtını ibadet hâline getirmesi de İslâm’ın ruhunu kavramış olmanın ifadesidir. Bir insan tıpkı Allah Resûlü gibi yemeye, içmeye, yatmaya… hâsılı hayatını O’na göre dizayn etmeye çalışırsa beşerî âdetleri dahi ibadet hâline gelir, hayatı baştan başa ibadet olur ki, biz buna İslâm’ın ruhuna göre yaşama diyoruz.