Beraber Cennet’e gireceğimiz –inşaallah- arkadaşımıza düşmanlık yapmanın hiçbir mânâsı yoktur. Sıratı beraber geçecek, Cemalullah’ı beraber müşâhede edeceğiz. Bugün birbirine düşmanca bakan kimseler, belki orada yan yana olacak ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Livâü’l-Hamd’i altında da beraber bulunacaklardır. Burada ise hasımlarımız müşterektir. Bu hasımlar bizi birbirimize düşürüp adeta lokmalar halinde yutmaktadırlar. Haddizatında karşımızda müşterek bir düşman vardır ve içimize iftirak tohumları atmaktadır. Düsturlarda ifade edildiği gibi143 yaratıcımız bir, sahibimiz bir, mâbudumuz bir, râzıkımız bir, bir bir.. bine kadar bir bir. Hem Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, bir bir.. yüze kadar bir bir. Sonra devletimiz bir, memleketimiz bir.. ona kadar bir bir. Bu kadar birler birliği, ittifakı, muhabbet ve kardeşliği gerektirirken ayrılığa düşme, Müslümanlığın irfanına ermiş, ilmini elde etmiş bir insanın yapacağı şey değildir. Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun!
Bununla beraber eğer yine de ayrılıklar olursa, bir taraf çok yumuşak olmalı, mü’minlerin kusurlarına nazar-ı müsamaha ile bakmalı, onların hizmetlerini alkışlamalı, kendi hizmet yolu ve metodu uğruna onları ve hizmetlerini karalamaya teşebbüs etmemelidir. Din-i Mübin-i İslâm’a hizmet eden herkesin hizmeti takdire şâyandır ve herkes, hizmetinin neticesi ile inşâallah Cennet’e girecektir.
Evet, bir kesim, herkese karşı müsamahalı olmalıdır. Karşı taraftan bir kısım hamlıklar, kabaca davranışlar olabilir. Ama bunları hoşgörü ile karşılamalı ve affedici olup bu tavırlarını, meseleyi anlayamadıklarına vermelidir. Hatalarını anlayıp da bir gün geri gelme düşüncesi içlerine doğarsa –inşâallah– aradaki mesafenin çok açılmadığını görmelidirler.