Kâmil insanlardan birine mütemâdi zulüm yapılıyor. Etrafındaki kimseler, “Keşke bu zulüm yapan insan hemen derbeder olsa!” diyorlar. Bu zat onlara şunu ifade ediyor: “Ya Rabbi! Bunlara şimdilik bir ceza verme. Çünkü bana yaptığı zulümden ötürü halk bunu benden bilir. Meseleyi çok büyük görür ve gösterirler.” İşte mü’minde olması gereken anlayış da budur.
Eğer bir mü’minin başına harikulâde türünden bir şeyler gelirse o, bunu kendi şahsına, kalbine ve ruhuna değil, intisap ettiği Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kur’an’a bağlamalıdır. Vâkıa, bu sahabî ruh ve şuuruna ters bir istikamette yol almak isteyenlerin sayısı da pek çoktur. Bence onlar, mürşidlerin kendilerine İslâm ilim ve irfanı adına, Ehl-i Sünnet nokta-i nazarıyla kendi devirlerindeki içtimaî yapıyı bilme adına vereceği malumata bağlı olmalı ve onu öyle büyük görmelidirler. Sadakatlerini o istikamette göstermeli ve fakat ona sahabîlerin ve geçmiş büyüklerin üstünde mevki ve pâye vermek suretiyle o zavallı insana zulmetmemelidirler.
80 Buhârî, mevâkîtü’s-salât 17, enbiyâ 50, fezâilü’l-Kur’an 17, tevhid 31, 47; Tirmizî, edeb 82; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/121, 124, 129.
81 Hicr sûresi, 15/9.
82 Müslim, îmân 234; Tirmizî, fiten 35.
83 Bkz. Ebû Dâvûd, melâhim 1; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/324.
84 el-Beyhakî, ez-Zühd 1/157; ed-Deylemî, el-Firdevs bi me’sûri’l-hitâb 3/408.
85 Mevlâna, Mesnevî 5/227.