İslâm dünyasında bir zakkum gibi türeyen çağın diğer paranoyakları da bunlardan farksız… Sudan sebeplerle insanlar zindana atılıyor.. ana-evlat birbirinden koparılıyor.. masumlar işkenceyle öldürülüyor.. hukuk, adalet ayaklar altında yolluk gibi çiğneniyor.. bütün bunlara, insan şeklindeki mahluklar aval aval bakıyor.. Süfyân muakkibi Taylasanlı Horasanlılar bu tür Firavunlara Hâmânlık yapıyor.. ölen öldüğüyle, çeken çektiğiyle kalıyor.. ve dilsiz şeytanlar film seyreder gibi bütün bu şenaatleri, denaetleri hissiz, hareketsiz seyrediyor.
Şimdi bütün mazlum ve mağdurlara, gözleri verâlarda, verâların verâsında يَا غَارَةَ اللّٰهِ، حُثِّي السَّيْرَ مُسْرِعَةً فِي حَلِّ عُقْدَتِنَا demek kalıyor. Keşke, her şeyden evvel bütün mağdur ve mazlum Müslümanlar olarak, “Hayır Allah’ın takdir buyurup yarattığındadır.”84 deyip kadere taş atma durumuna düşmesek!.. Keşke, رَضِينَا بِاللّٰهِ رَبًّا85 soluklarıyla hep;
mazmunuyla nefes alıp verebilsek!.. Keşke, derin bir saygı hissiyle;
itmi’nan-bahş inancıyla oturup kalksak!.. Keşke, maruz kalınan şeyleri hatalardan arıtma kurnaları gibi görerek,
mülâhazasıyla mırıldanıp teselli olabilsek!.. Keşke, “Her zulüm ve mesâvînin bir gayretullaha dokunma miadı vardır!” diyerek o vakt-i merhûna saygının ifadesi,