İçeriğe geç

Bu hülya denizi bazen, bir haz ve zevk zemzemesi hâlinde, ötelere açık bütün gönülleri öyle bir sarar ki, bu enginliklere ulaşan insanların sineleri, ayıyla, güneşiyle, yıldızlarıyla bütün kâinatları kucaklayacak kadar genişler, sınırsızlaşır ve rahmet arşına parlak bir âyine hâline gelir.. gelir de, kadirşinas gök ehli onları, yeryüzüne saçılmış yıldızlar gibi temâşâya koşar; yerdekiler de bu canlı sükûnun lisanıyla en enfes manzaraları seyrediyor ve en lâhûtî bir şiiri dinliyor gibi temâşâ ve zevk arası gelir-gider, hayatlarının ebediyet dantelasını örerler.

Bu hülyalı sükûn içinde nerede olursanız olunuz, öteler ve ötelerin vâridâtı hep sizinle beraberdir.. uğradığınız her yerde ötelerin incilerini toplar ve her zaman onların başınıza yağdığını hissedersiniz.. evet evinizde.. obanızda.. iş yerinizde.. halvetinizde, celvetinizde ışıklarını, renklerini tıpkı bir gökkuşağı gibi ufkunuzu tutmuş görür ve kendinizi sürekli bir semavî “tâk” altında yürüyor sanırsınız.. sanır da, aydınlık sevgiyle beraber, vuslat aşk içinde bir gümüş fanustan sızıyor gibi, dünyevî ve maddî âlemlerin ziyalarını bastıracak şekilde ve âdeta bir ışık tufanı gibi her yanınızı sarar, her yana füsun ve hayal dolu hüzmelerini salar ve her şeyi kendi dalga boyuyla bürür.

Zaten, her zaman çevresini, imanla, iz’anla temâşâ edebilenler için kâinat, dört bir yanıyla, maddî gözlerle görülmeyen, maddî kulaklarla duyulmayan, ancak vicdanla, basiretle sezilebilen, ruhanî zevklerle bezenmiş öyle bir meşher, sonsuzluk nağmeleriyle gürleyen öyle bir beste ve her satırı pek çok kitap muhtevasını aşkın mânâlarla dolu öyle bir kamustur ki, onu temâşâ eden Cennetlere uyanmış gibi olur.. onu dinleyen hurilerin korosuna iştirak etmiş sayılır.. onu okuyan dört kitabın ittifak ve iltika noktalarını paylaşma bahtiyarlığına erer.

145