İçeriğe geç

Bakınız; Yaratıcı Kudret, gözlerimizin önüne, mârifet, muhabbet ve aşkla dolu mânâlarla, tıpkı bir canlı gibi göğsü kalkıp inen, mevsimlere göre rengârenk fistanlarla süslü ne güzel bir zemin sermiş.! O zeminin bağrında, her zaman kulaklarımıza sonsuzdan nağmeler fısıldayan, fısıldayıp yüreklerimizi hoplatan ve çağıltılarıyla “ebed ebed!” deyip akan ne çaylar ve ırmaklar fışkırtmış.! Duygularımızı, düşüncelerimizi büyüleyip başlarımızı döndüren ve şairane ilhamlarımızı coşturan semaları renklerle, ışıklarla nasıl büyülü bir esrar yumağı hâline getirmiş.! Arzı bizim için âdeta bir gelin odası gibi bezeyerek, hayatı halli güç bir muamma olmadan çıkarıp, yaşanan, teneffüs edilen, koklanan, duyulan, zevk alınan ve her zaman arzu edilen bir lezzet, arkası ümitle beklenen bir ruhanî haz ve revh u reyhan seviyesine yükseltmiştir..!

Bu sihirli dünya, görüp sezebildiğimiz kadarıyla âdeta, inanılmaz bir rüya manzarası; üzerindeki eşya ise, özündeki güzellikleri cömertçe gözlerimizin önüne seren bir Cennet yamacı gibidir. Bu farklı bakış ve seziş sayesindedir ki; bizler, muvakkat hayatlarımızın sınırlı hazlarını aşmak ve bütün varlığın solmayan güzelliklerinden paylarımızı almak için, fâni ruhlarımızı her zaman sonsuza açık tutup, gönüllerimizde ebedin tat ve şivesini duyuyormuşçasına hayatın saniyelerini, seneler hâline getirebiliriz.. evet her ruh, nuranîleşmiş böyle bir saniye ve salise sayesinde –tabiî o hali kendine mâl edebildiği ölçüde– “bekâ billâh” mülâhazasıyla ebedîleşebilir ve ebediyetin vâridâtından bol bol yararlanabilir.

146