Evet, komünizm, dünyada iken Allah’a muhatap olan, yeryüzünde Cennet’in kavgasını veren, ışık hızıyla varılamaz yerlere varan, yaptığı hizmetlerle Allah’ı hoşnut eden, ahsen-i takvîm sırrına mazhar o yüce varlık insanı, sadece bir düğme ile hareket eden basit bir makine derekesine indirmiştir.
ac. İslâm’da Özel Mülkiyet Anlayışı
İslâm, eskilerin ifadesiyle ‘efrâdını câmi, ağyârını mâni’ bütün bir ilâhî sistemdir. Bu yüzden, daha önce ifade edildiği gibi, onun ekonomisi, diğer yanlarından ayrılamaz. Bu itibarla, İslâm’ın mülkiyet anlayışını kavramak ve iyi tahlil edebilmek için her şeyden önce onun, insanı yeryüzünün halifesi olarak tanıdığını göz önüne almak gerekir.
Evet, Allah (celle celâluhu), insanı yeryüzünde halife yapmış, yeryüzünü onun emrine musahhar kılmıştır. O, kendisine verilen salâhiyet dahilinde yeryüzünde tasarrufta bulunacaktır/bulunmaktadır.
Kendisine bu yüksek pâye verilen insan, evvelâ Allah’a kul olma şuuruna erecektir. Bundan sonra, bazen hâl, bazen fıtrî ihtiyaç, bazen de bizzat fiilî mübaşeret diliyle olmak üzere, isteyeceği her şeyi hep Rabbinden isteyecektir.
Bununla beraber insan, kevnî kanunların dilinden anlamak suretiyle bütünüyle yeryüzünden istifade etmenin yollarını da araştıracaktır ki, bu, aynı zamanda onun salâh ve kurtuluşa ermesinin bir yolu ve şartıdır.
Kur’ân-ı Kerim’in ısrarla bildirdiği gibi, yeryüzünün asıl vâris ve hâkimi Allah’ın salih kullarıdır.1 Allah (celle celâluhu), salâh nispetine göre, bu salih kullardan teşekkül eden bir cemaati yeryüzüne vâris kılmıştır/kılacaktır.
Mü’minler, mü’minlikten istifade etmenin yollarını bilemezlerse, yani sarayın içinde bulundukları hâlde koridorda gezenler gibi hareket ederlerse, Allah, onlara vereceği şeyi dışta gezenlere verir. Ve mü’minler, verilecek olan şeylerden mahrum kaldıkları gibi, kendi özlerine dönecekleri güne kadar bu dışta gezenlerin tasallutundan kurtulamazlar.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Enbiyâ sûresi, 21/105.