Tarafsızlık ilkesini benimseyebilme ve bunu yayınlara yansıtma önce şahsiyetli bir düşünce, sonra sağlam bir kültür, sorumluluk duygusu ve millî menfaatleri her şeyin üstünde tutabilecek bir anlayış ve inanç ister. Sizlere bu konuda çok acı, acı olduğu kadar da gerçek bir hususu arz etmek istiyorum:
Tarafsızlık ilkesine bağlı olarak yayın yapmada bazen, aynı terbiyeyi almak bile yetmeyebilir; nitekim yetmiyor da. Hâlbuki, İslâmî anlayış ve inanç içinde, “Allah her şeyimize nigehbân” ve “yaptığımız her şeyin hesabını inceden inceye Rabbimiz’e vereceğiz…” gibi esaslar bizim için vazgeçilmeyen dinamiklerden.. ve tabiî Müslüman, hayatını bu esaslara göre düzenlemek zorunda. Ama bütün bunlara rağmen bakıyorsun ki, bir kardeşimiz veya bir grup, aynı kulvarda hizmet etmiyor diye bir başka cemaati karalayabiliyor, yerebiliyor.. ve hatta yerin dibine batırabiliyor. Demek ki bir yerde aynı kaynaktan beslenmek, aynı kıbleye teveccüh etmek bile yetmeyebiliyor.
Evet, bu mesele, olduğundan da fazla tahşidat ister. Nefsimize, hislerimize, beklentilerimize rağmen Kur’ân’ın öngördüğü, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) emrettiği çizgide hayat sürdürmek ister ki, Âkif’in dediği hakikî kahramanlık da işte budur: