Kaldı ki Bediüzzaman bu değer yargısını, kendisi ile birlikte bu dava uğrunda çile çeken, hapishanelerde yatan, işkence ve eziyetlere maruz kalan arkadaşlar için söylüyor. Onun için, bu bişaretin vaadettiği neticeyi elde etmek isteyenler Allah yolunda hizmet düşüncesini her halükârda korumak zorundadırlar. Bundan sonradır ki, ardından İslâm cevaz verdiği ölçüde –maddî, mânevî istikametlerine halel vermeden– zevk ve lezzet verici şeyler içine girebilirler. Yani, evvelâ onlar, dünya-ahiret dengesini korumalılar ki hem Allah’ın hoşnutluğunu kazansınlar, hem maddî-mânevî musibetleri engelleyici ilâhî şemsiye altına girebilsinler, hem de toplumun beklentilerine cevap verebilsinler.
Bir Rüya ve Hatırlattıkları
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ne saygı ile dopdolu ve hayatta iken kendisini ziyaret eden bahtiyarlardan birisi, bana bir rüyasını anlatmıştı. Bilinmesinde fayda mülâhaza ettiğim için, şimdiye kadar birkaç defa anlatmış olmama rağmen, müsaadenizle bir kere daha anlatmayı düşünüyorum.
Rüyada Anadolu’nun her tarafını bir baştan bir başa seylâplar kaplamış ve âdeta Nuh tufanı gibi, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götürüyor. Koca koca binaları, büyük büyük blokları seller, birer kütük gibi sürüklüyor. Ümit adına herkesin sarsıldığı ve yeis girdabı içinde panik yaşadığı bir anda, nereden ve nasıl çıktığı belirsiz şekilde birdenbire Üstad Bediüzzaman beliriverir. Çelik-çavak hareketleri ile Türkiye’nin dört bir bucağında açılmış olan yurtları, okulları, kursları dağdan kaya koparıyor gibi kucaklayıp, selin önüne koyar.. ve bu sayede sel durur; orada bir baraj oluşur ve her taraf eski hâlini alır. Rüyayı tabir etmeme gerek yok zannediyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak anlattı o zat bana bu rüyasını.