İçeriğe geç

Öte yandan toplum adına yapılan hizmetlerde belli bir sorumluluk altında bulunuyorsak, meydana gelen problemleri dinlemek ve çözmek de bizim vazifemizdir. O açıdan bu iki şeyi birbirine karıştırmamak lâzım.

Bakın Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisine isim tasrih edilmeden söylenen problemleri, verdiği hutbeler, yaptığı konuşmalarla halletmiştir. Meselâ, “Velâ hakkı, azat edene aittir.”13 buyurmuş ve Hazreti Âişe Validemiz ile Berîre’nin sahipleri arasındaki velâ problemine son vermiştir. Huneyn Savaşı sonunda, heyecanına hâkim olamayan ensardan bazı gençlerin ganimet taksiminde muhacirînin kayırıldığı şeklindeki düşüncelerini, topluca ensara yapmış olduğu o enfes konuşması ile halletmiştir.14

Netice itibarıyla, bizi ilgilendirmeyen hususlarda şikâyet ve gıybet televvünlü konuşmalara karşı kapalı ve kilitli olacak, ilgi alanımız içine giren şeyleri de dinleyecek ve zamanında yapacağımız müdahalelerle o işleri çözüme kavuşturacağız. Kaldı ki başka fertlere zarar verebilecek hususları –tabiî sorumluysak– dinlememek, çözüm bulmamak bizim hakkımız değildir. Orada mesele âmme hukuku –Allah hakkı– içine girer ve bizi aşar. Dolayısıyla bu türlü durumlarda mutlaka meseleyi çözebilecek birisine zamanında intikal ettirmeli veya kendimiz çözebilecek isek, ona hemen çözüm bulmaya çalışmalıyız.

Bu meselenin bir diğer yönü; bazen birileri gelip, şahsımız hakkında başkalarının söylediği ifadeleri aktarıyorlar. “Falan senin hakkında şöyle diyor, böyle düşünüyor, yazıyor vs.” Şimdi hiçbirimiz dinin direği değiliz.. ölçü ve kıstas hiç değiliz. Bu açıdan birilerinin aleyhimize olması, aleyhte düşünmesi ve konuşması o insanların kötü olduğuna delâlet etmez. Zira bazı insanlar vardır ki, müraidir. Size iyi görünmek için o tür davranışların içine girerler. Bazıları da hakperesttir. Size karşı haşin, sert görünür ama doğruyu konuşur, doğruyu anlatır.

64