İçeriğe geç

Toplumlarda vuku bulan sıkışmalar da büyük ölçüde inşirahın hazırlayıcısıdırlar. Meselâ, Allahu Teâlâ, İnşirah sûresinde bize, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) üzerinde bulunduğu ağır yük sebebiyle bir sıkıntı ve ızdırap içinde olduğunu bildirmektedir. Bunu, toplumun boşluğa açık olması ve Efendimiz’in çaresizlik içinde kıvranması şeklinde anlamak mümkündür. Bu şiddetli sıkışma ve tazyikten sonra, Allah bişaret esintileri ile gelen ilâhî esintilerle Efendimiz’in sadrına inşirah vermiş ve sırtındaki yükünü hafifletmiştir.

Evet, her sıkıntı ve tazyik bir inşiraha gebedir. Hadis diye rivayet edilen, fakat Sühreverdi’ye ait olduğu söylenen, “Karar kararabildiğin kadar, çünkü kararmanın son noktası aydınlığa açılmanın başlangıcıdır.”2 sözü de bu hakikati ifade etmektedir. Ama bu, çekilen her sıkıntıdan sonra, mutlaka hep hayır doğacak demek de değildir. Çünkü hayır, hayrı hazırlayabilecek temiz ve nezih ruhların mevcudiyetine vâbestedir.

Bir toplum, içinde hayır cereyanları olduğu hâlde tazyike maruz kalmaz ise, o toplumun önünde bir infilâk var demektir ve her infilâk da bir inşirahın müjdesidir.

Avrupa’da İslâm

Mısır Ezher Üniversitesi eski hocalarından meşhur Şeyh Bahît Efendi, bir seyahat münasebetiyle İstanbul’a geldiğinde; doğunun sarp, yalçın kayaları arasından zuhûr ile, gelip İstanbul ulemasını ilzam eden Bediüzzaman’a karşı Ulema Şeyh Bahît’den bu genç hocayı ilzam etmesini isterler. Şeyh Bahît bu teklifi kabul ederek bir münazara zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Camii’nden çıkıp Bediüzzaman’la çayhaneye oturduğunda bunu fırsat telâkki eder ve Üstad’a:

– Avrupa ve Osmanlılar hakkında fikriniz nedir? der.

Bediüzzaman ise:

– Avrupa, bir İslâm devletine hamiledir, günün birinde onu doğuracak; Osmanlılar da Avrupa’ya hamiledir; o da onu doğuracak..3 cevabını verir.

165