İçeriğe geç
1. Bölüm

Birinci Bölüm TARİHÎ PRİZMA

Soru: Yapılan işler karşısında maddî-mânevî bir beklentiye girmemenin ölçüsü nedir? İzah eder misiniz?

Mü’min, her yaptığı şeyi Allah emrettiği için yapar. Ne kendi, ne ailesi, ne de beraber olduğu insanların çıkarlarını kat’iyen düşünmez. Bir mü’minin, bu tür beklentilere girmeden hareket etmesi, “hâlisâne” tabiriyle ifade edilir ki, bu hak erinin, hiçbir zaman para-pul, makam-mansıp, şan-şeref.. davası gütmeden, İslâm’a hizmette tıpkı bir nefer gibi hareket etmesi demektir. İnsanın, bir kısım maddî şeylerle birlikte, bir de mânevî füyuzat hislerinden feragat etmesi söz konusudur ki, bunun için de isterseniz “en hâlisâne” tabirini kullanabiliriz. Evet, eğer Üstad’ın “Gözümde ne Cennet sevdası, ne Cehennem korkusu var. Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım..”1 hasbiliği içinde, gerçek bir hillet sergilemeyi düşünüyorsak ve Allah’a dostluğa talipsek, hâdiseleri Hz. İbrahim gibi göğüsleme ve her şeyi O’nun rıza ve rıdvanı etrafında örgülemeye talibiz demektir.. ve işte, maddî-mânevî bir beklentiye girmeden Allah yolunda hizmet etmek de budur.

İnsana bu seviyeyi kazandırabilecek hususlar üzerinde kısaca durmak istiyorum:

İnsan, afakî ve enfüsî tefekkürle sürekli kendi iç âleminde bir yenilik yaşamalı ve Cenâb-ı Hakk’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunun idrakine varıp, O’nu her an yanında hâzır ve nâzır hissetmelidir ki bu hâl, onun sürekli “Ballar balını buldum; varlığım yağma olsun.” zirvelerinde dolaşması demektir. Evet, Allah’ı ve O’na ait vâridâtı duymayan bir insanın, bırakın “en hâlisâne” olmasını, hâlis bir kul olması bile çok zordur. Böyle bir insan zamanla arzularının esiri hâline gelir ve cismaniyetine takılıp kalarak onun kulu kölesi olur.

1