İçeriğe geç

Belki de bu iddialara karşılık son dönemde Osmanlı hâkimiyetinden yola çıkarak, İsmail Hami Danişmend vb. şahıslar, Osmanlı ile Kureyş arasında bir irtibat kurmaya çalışmış; burunlarının kavisli, alınlarının geniş, elmacık kemiklerinin çıkık olması..vs. yönden bir benzerliğin olduğunu iddia ederek, onların da Kureyş soyundan olabilecekleri ihtimali üzerinde durmuşlardır. Zaten bazıları Türk Milletinin eski dini olan Şamanizm’in, Hz. İbrahim’in Hanif diniyle aynı olduğunu dolayısıyla Türklerin ehl-i kitap oldukları fikrini ortaya atmışlardır.

Bütün bu mülâhazaların tekellüflü, belki de zorlamalar neticesi yapılmış olduğunu düşünmekle birlikte, Kayı Boyu’nun nezaheti ve nezaketi konusunda bir şey söylemek mümkün değildir. Onlar, olabildiğine temiz ve dine de Sahabe ölçüsünde cibilli sahip çıkmış bir nesildir. Nübüvvet, onlarla sanki yeniden tüllenmiştir. Bu yönüyle de, Sahabe’den sonra en yüksek payeye onlar ermiştir. Ayrıca bir avuç insanın idare edilmesinin bile zor olduğu göz önüne alınacak olursa, o kadar farklı milletleri bir çatı altında toplayıp altı asır idare eden Osmanlı’nın, bu başarısının altında neyin bulunduğunu tahmin edebilirsiniz…

Şeyh Bedreddin

Şeyh Bedreddin-i Simâvî (ö. 823/1420), Edirne yakınlarında, bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Simavna’da dünyaya gelmiş bir ilim adamıdır. Rivayetlere göre babası Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus’un torunu Abdülaziz’in oğlu Simavna kadısı İsrail, annesi ise Rum asıllı bir Hristiyan iken ihtida etmiş olan Melek Hatun’dur.

Şeyh Bedreddin, İslâm fıkhında oldukça ileri gitmiş ve hatta bu alanda “Letâifü’l-İşârât” isimli bir de eser yazmıştır. Bu eser, onun fıkhî meselelere vukufunu ve muktedir bir fakih olduğunu göstermektedir.

22